10 Temmuz 2019 Çarşamba

Süreç - Eğik İstikrarlı Ekonomi


                                                                                                                                                                 
Bir hikaye Mimar Sinan'ın; bir çocuğun uyarısıyla bir caminin minaresini düzelttirdiğini, ardından işçilere olayı şu şekilde izah ettiğini söyler: ''Eğer düzeltmeseydik bu çocuk köyüne minarenin yamuk olduğunu anlatacak ve caminin adı eğik minareli cami olarak yayılacaktı''

  
  Konu tam olarak da burada başlıyor. ''Eğik istikrarlı ekonomi''

  Öncelikle günümüz ekonomik göstergeleri, faizleri, enflasyonu, işsizliği, istihdamı, üretim-tüketim, cari borç, ihracat ve ithalatını konu almadan önce biz bu sürecin başlangıcına odaklanalım. Sürecimizin miladı olarak 2001 ekonomik krizini alacağız.
  
  2001 krizinin neden ve sonuçlarından ziyade, arkasından gelen Kemal Derviş, ''Güçlü Ekonomiye Geçiş'' programı ve sonrasında yaşanan ekonomik ivme. Ardından gelen süreçte ABD'nin Irak topraklarına girişi, kendi ekonomik sisteminde çeşitlilik sağlamak amacıyla üretilen Mortgage sistemi ile birlikte, ABD bir yandan Ortadoğu'ya diğer yandan kendi ülkesine milyarlarca dolar enjekte edecekti. Öyle de oldu. Fakat bu enjeksiyonun sonucu 2007 yılında ABD ve Avrupa merkez bankalarının fiyat istikrarı sağlamak odaklı çalışmasının yanı sıra daha önemli bir enstrümanın da varlığını bize gösterdi. Finansal istikrar. İşte bu noktada Türkiye 2001 yılında ''Güçlü Ekonomiye Geçiş'' programında tüm bankacılık, finans ve fiyat istikrarı unsurlarında yeniden yapılanmaya gidebildiği için, 2007 döneminde ''Teğet geçebilecek'' bir durumla karşılaştık. Nedeni basitti. Türkiye 2001 sonrası kredi, sıcak para, likidite önlemlerini almıştı. Örneğin: Merkez bankası zorunlu karşılık oranları: Her banka işlem uyguladığı para alımlarının bir kısmını Merkez Bankasında tutmak zorunda kalacak tasarruf araçları arasındaki farklılıkları gidermek amacıyla vergi ve munzam karşılıklar gözden geçirilecek. 
(kaynak:https://www.capital.com.tr/ekonomi/makro-ekonomi/dervisin-ekonomi-plani)

  Bir ülkeye iki şekilde döviz girişi sağlanır. Birincisi sıcak paradır. Sıcak para: Kısa vadeli ülke içine giren yabancı sermayedir. Bunlar yabancı yatırım şirketleri, bankalar, tüzel veya bireysel yatırımcılarla sağlanır. Ülke içi siyasi ve ekonomik dalgalanmalarda, yatırımlarını alıp gitme riski doğurup kısa vadede kar sağlamak amacıyla kullanılır. İkincisi ise doğrudan yatırımdır. Yabancı sermayeli bir kuruluşun, ülkemiz içerisinde inşa ettiği, satın aldığı bir fabrika, bir hizmet kuruluşu olabilir. Bizim 2007 Küresel kriz sonrası karşılaştığımız model sıcak para girişi ile tezahür etmiştir. Bu bir rehavet, uyuşma, kısa süreli mutluluk ve refah sağlamaya elzem olmuştur. Bu süreçte ülkeye giren milyarlarca dolar, doğrudan bir yatırım değildi ama, kısa vadede ülke içindeki yatırımları etkileyemez miydi? Elbette etkilerdi, fakat mevcut hükumet yatırım için tüm fonlarını sadece İnşaat sektörüne kanalize edince, o inşaatlar da 2 yıl sonra size bir toplu iğne yada bir ekmek dahi vermeyince, üretimin düşüşü, cari açık ve artan ihtiyaçlarla dolara bağımlılık çok sonradan toplumun kafasında soru işaretleri oluşturacaktı.
  
  2007 sonrası popüler ve elzem söylenişle ''Yapısal Reformlar'' yapılmadı. Komşularla sıfır sorun ilkesi, inşaat sektörünün döviz getirmesini kolaylaştıracaktı ki Türk inşaat firmaları birçok ülkede faaliyet gösteriyordu, sorunsuzluk ilkesi de Türkiye'nin bölgede güçlü bir aktör olduğunu gösterme çabasıyla ne yazık ki son buldu. ''Örneğin:Rusya uçak krizi''
  Bölgede güçlü bir aktör olduğunuzu komşularınıza değil, halkınıza ekonomik ve toplumsal refah kalemleriyle sağlarsanız, kimseye güçlü olduğunuzu kabul ettirmenize gerek dahi kalmayacaktır. 

  Yazımızın bundan sonraki kısmı sürekli ve kalıcı olmayan inşaat yatırımlarının, ülkeye giren sıcak para ile kredi salınımının, hem ülkenin hem halkın, dış borç ve mevcut kredi sistemi ile geleceğe borçlandığının, birbirini tekrarlayan seçimler ve bunların ekonomik faaliyetlere yaşattığı gerilim ve duraklamanın, yaşanan darbe girişimleri, sınır terör örgütleri varlığı, Suriye operasyonlarının ekonomik ağırlığı, mülteciler sorunu ile birlikte geçmişten günümüze bir haritamızı çıkaralım. Elbette yukarıdaki kalemler ayrı ayrı uzun incelemelere konu olacak başlıklar. Fakat ekonomik göstergeleri, işsizliği, istihdamı, cari açığı, mutluluk oranını, dövizi, doları etkileyen faktörlerden başlıcalarıdır.

  Dolar demişken, dönemimizin en popüler ekonomik göstergesi. Neden? Çünkü dolara bağımlısın. Çünkü tüm dünya 2007'de bocalayıp finansal sistemlerini yeniden inşa edip yapısal reformlara giderken, sen alışveriş merkezleri açarsan, tüketim eğilimli bir topluma dönüşürsen, kısa vadede tüketilenin borçları kapıya dayandığında, sıcak para elinden gittiğinde, inşaat harici ekonomik enstrümanlar üretemediysek, dolara bağımlıyız. Sorunu çözmek için ilk önce onu kabul etmemiz gerekir. Krizden çıkış için krizi kabul etmeliyiz. 
kaynak: www.dogrulukpayi.com
             https://www.turkiye.gov.tr/tuik-gostergeler

2023 Hedefleri

2013 yılında yayınlanan 10. Kalkınma Planı’nda açıklanan 2023 hedeflerini incelediğimizde, GSYH’nin 2023 yılında 2 Trilyon dolara çıkmasını hedefleyen iktidar, kişi başına düşen milli gelirin de 2023’te 25.000 $’a yükseltilmesini hedeflemişti. 8 Temmuz 2019’da Cumhurbaşkanı tarafından meclise sunulan 11. Kalkınma Planı’nda ise 2023 GSYH hedefi 1,08 Trilyon $ iken, kişi başına düşen milli gelir hedefi ise 12.244 $ olarak revize edildi.
Ayrıca TÜİK tarafından 784 Milyar $ olarak açıklanan 2018 yılı GSYH’si, 10. Kalkınma Planı’ndaki 1,3 trilyon $’lık 2018 yılı GSYH hedefinden 416 milyar $ daha az gerçekleştiği anlamına geliyor.
  5 yıllık kalkınma planımız 5 yıl öncesine göre yarı yarıya inmiş vaziyette bunun sebebi başarısız iktisadi faaliyetler, sonucu ise halkın cebindeki paranın yarısının erimesi anlamını taşıyor. O çok konuşulan yapısal reformlar, kapsamlı siyasi, ekonomik meclisler ve kapsayıcı kurumlara açılacak kapıyı mevcut hükumet yada kuruluşların idrak edebilmesi önemlidir. İnsanların ekonomik durumları ile mutluluk oranları, mutlulukları ile de oy kararları doğru orantılıdır.

Süreçten çıkarmamız gereken sonuç:
2001 sonrası  tüm değişkenler ve kırılma noktalarında sürekliliği sağlayamayıp, kısa vadeli yatırım ve hedeflerle ilerleyen bir ekonominin, uzun vadede yarı-yarıya fakirleşip küçüldüğünü, toplumun doğru orantıda mutluluğu ve parasının azaldığını söyleyebiliriz. Tüm değişkenlerin yanında mülteci, seçimler, darbe girişimleri, Suriye sorunlarının da eklendiği bir konjonktürde adımların sağlam temellere dayanarak(inşaattan bahsetmiyoruz) doğru ve uzun vadeli atılması gerekmektedir. Fakat dünyanın her yerinde hükumetler uzun vadeli yatırım yapmaktan kaçınır. Örneğin: Eğitim reformları, meyvesini 20 ile 50 yıl arasında alacağınız bir yatırım çeşididir. Tabi ki siyasilerin kapsayıcı olmasıyla bu yatırımlara soyunabilmesi de doğru orantıda olacaktır. Unutulmamalıdır ki devletin; siyasi, ekonomik, hukuki ve hizmet kanadında bulunan her yönetici, her birey, kapsayıcı bir şekilde, görevlerini yerine getirmelidir. Görevlerini yerine getirmekle övünmemeli, bunu bir lütuf olarak göstermemeli, devlet ve yönetim bilincini yapısal olarak idrak edebilmeleri, dünü ve yarını karar verici mekanizmalarla doğru yorumlayabilmelerine elzem olacaktır.

 Bugünün yöneticileri yarınların mimarlarıdır ve yarınların çocukları bugüne ''Eğik İstikrarlı Ekonomi'' demesinler diye çalışmalıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder