Ekonominin savaş süreçlerine dahil olduğu kabul edildikten sonra dünya geneline iki görüş hakim olmuştur. Savaş ekonomisi ve barış ekonomisi(War Economy&Peace Economy). Savaş ekonomisini konu alacağımız ve alt dallarından Terör Ekonomisini inceleyeceğimiz yazımızda dünya ülkeleri ve uyguladığı politikalar adına kısa derlemelerde bulunacağız.
Savaş ekonomisi uygulanan toplumlar ve devletlerde: söz konusu devletin ekonomik büyümesini tamamlamış olması, refah seviyesinin artışı, üretim kapasitesini optimum seviyede kullanması ve kıt kaynaklara karşı esnekliği sonucu ihtiyaç duyduğu ekstra kaynaklar(doğal kaynak, istihdam, para girişi-çıkışı, üretim artışı) adına politik, militer girişimleri sonucu izlediği politikalar bütünüdür. ABD en önemli örnekleri arasında yer almaktadır. Güçlü bir ekonomik sistem gerektirdiği gibi güncel bir örnek verecek olursak ABD'nin Vietnam, Körfez Savaşı, Afganistan, Irak ve bugün de Suriye- Kuzey Kore politikalarından birkaçını gözlemleyeceğiz.
Günümüzde savaşların non-konvansiyonel yapısını ele aldığımızda Suriye'deki sürece gelmeden önce Vietnam, Körfez Savaşı, Afganistan ve Irak'ın ortak özellikleri ABD'nin direkt asker göndermesiyle oluşmuştur. Diğer yönden ABD'de artan Çin ve Japon malları ithalat trendi, üretimin ve ihracatın azalması ülke için yapısal bir risk teşkil etmektedir ve ihracatı arttırmanın en önemli hususu yerel para biriminin değerinin düşmesi yani devalüasyondur. ABD piyasasının direkt bir devalüasyona gitmesi öncelikle ticaret ortakları Kanada, Meksika, AB ülkeleri olmak üzere tüm dünya piyasalarında bunalıma yol açacağından, ihracatını arttırmak adına dolar devalüasyonuyla, ürettiği mallara alıcı bulamadığı bir konjonktüre gireceğini gözlemleyebiliriz. Bu koşullar altında ihracatın düşüş trendi ve ithalatın artışı sonucu kendi parasını devalüe etmesinin tek yolu aktif bir savaşta yer almasıdır. Irak operasyonu da stratejik ve jeopolitik öneme sahip olmasının yanı sıra bölgenin doğal kaynakları hedef alındığı gözlemlenebilir. Ekonomik amacının sadece petrole odaklandığını söylemek yanlış olur. Bölgenin kaynakları elbette kullanılmıştır fakat savaş ve rejimin son bulmasının ardından ABD şirketleri coğrafyaya yol, su, enerji, inşaat, sağlık hizmetleriyle etkin rol oynamış ve istihdam sağlayıp kaynak kullanımını minimize edip, hizmet optimizasyonunu sağlamıştır.
Irak operasyonu sonrası ABD'nin ve tüm dünyanın önemini geç fark ettiği Finansal sistem kaynaklı 2008 Mortgage krizi meydana gelince Irak üzerindeki projeler askıya alınıp, öncelikle iç dinamiklerin restorasyonuna gidilmiştir. Sonrasında ABD'nin Orta Doğu bölgesinde yıllarını harcayarak bir araya getirdiği aşiretler, politik enjeksiyonlar, 'Barrack Obama'nın 2009 yılında ''Irak'tan kademeli olarak askerlerimizi çekeceğiz'' cümlesiyle son mu buldu derken, aslında uyguladığı politikanın doğru sonuçlarını günümüzde rahatlıkla gözlemliyoruz.

Mortgage krizi esnasında FED(ABD Merkez Bankası) piyasaya sağladığı dolar emisyonun sonuçlarını da günümüzde gözlemlemek mümkündür. Piyasaya enjekte edilen ABD Doları kriz sonrası Orta Doğu'ya aktarılmış ve yerel paranın değer artışı sağlanmıştır. Aksi halde oluşacak enflasyonist ortam 2008 krizinden çok daha büyük yıkımlara sebep olacaktır. Bu sebeple paranın savaşa ve teröre aktarılması kaçınılmazdır. Aktarılmadığı şartlarda ise ABD ekonomisinde çöküş dahi gözlemlenebilir. Kriz yılları öncesinde ABD orta doğuda petrol dışında bayındırlık ve hizmet sektörlerinde aradığını bulamamıştır. Her gün patlayan canlı bombalar, ABD'ye geri dönen asker cenazeleri, bölgenin askeri güçle değil, yeni bir politik konjonktürde ele alınması gerektiğini göstermiştir. CIA ve ABD ordusu işbirliği ile bölge aşiretleri bir araya getirilmiş, halkın tansiyonunun düşürülmesi hedeflenmiştir. Obama'nın askeri güçlerini kademeli olarak Irak'tan geri çağırmasının nedeni de, aşiretlere sağlanan lojistik ve mali desteğin nihai sonucunu vermesidir. Yeni askeri güçlerinin ABD ordusundan çok, Irak ve Orta Doğu bölgesi aşiretleri olduğunun bir ilanıdır.
Bu aşiretler silah, para ve toprak sahibi oldukça bölgede otoriter bir siyasi rejimin de olmadığını fırsat görüp kendi hukuk kurallarını oluşturmuş, gelirlerini insan ticareti, silah, uyuşturucu kaçakçılığı gibi gayrimeşru yollarla temin etmişlerdir. Kendi kuralları ve ekonomik sistemini kuran bu topluluklar daha sonra kurumsallaşıp, örgütsel bir davranış içerisine girmeleri gerekir. Sonucunda örgütsel davranış içerisine girmiş ve Orta Doğu bölgesinde hakimiyetlerini sağlamışlardır. Bu faktörler ışığında Irak'a sınırı olan devletlere ilk zamanlar tehdit oluşturmasa da işin içerisine ekonomik faaliyetler girince, kaçakçılık(insan, silah, uyuşturucu) sonrası yeni bir paradoks kendini gösterir. Terör örgütü kaçak malları ülke sınırlarından geçirdiği anda ekonomik düzenin bozulması, özel-kamu sektörü ürünlerine talebin azalması, talep azalmasıyla gelirin azalması, yatırım ve üretim azalması, vergi toplanamaması, gelir-gider dengesinin bozulması ve özetle GSYH azalmasına yol açacak olay örgüsünü gözlemleyebiliriz. Aynı zamanda bir terör örgütü kendi şartlarını ya da finansmanlarının şartlarını kabul ettirmek amaçlı düzenlediği bir eylemde Kamu mallarına verdiği zararın, kamu yatırımlarını arttırması ve sonuç olarak bütçe açığının artmasını sağlayacaktır. Toplumsal psikolojinin bozulması ve güvensizlik ortamı oluştukça siyasi iktidarın otorite kaybına, bunun ekonomik yansıması ise yeni krizlere yol açacaktır. Çözümü öncelikle etkin dış politika ve güçlü ticari ortaklıklar ve ikame edilemez olmaktan geçmektedir. Örneğin bir sokağın tek kırtasiyesi iseniz ya da bu kırtasiyenin en büyük müşterisi olduğunuzu düşünelim. Sokak sakinleri kırtasiyenin kapanmasını yada eksik mal satmasını istemez. Diğer taraftan kırtasiye sahibi de güçlü müşterilerini kaybetmek, kar oranını düşürmek istemez. Dış ilişkilerde de terörle mücadele konusunda güçlü ticari ortaklıklarla, güçlü arz ve talep karakteriyle, tercih-ikame edilemez olmaktan geçmektedir.![]() |
| Piri Reis Mısır İskenderiye Haritası, El-ʼİskenderiyye 16.yy |
Tarihini Savaş Ekonomisi ile sürdürmüş bu toplumun tekrar aynı güce kavuşma gibi bir düşüncesi varsa öncelikle tesis kapasitesini optimum seviyede kullanması, üretmesi(fındık, çay değil, teknoloji ve katma değerli mallar) ekonomik doygunluğa kavuşup ardından tarih boyunca yapabildiği en iyi eylemi yapması yani savaş ekonomisine geçişi sağlanabilir. Gerekli ekonomik güce ve teknolojiye ulaştıktan sonra orduya ihtiyacı bile kalmadan, savaş teknolojisi ve aşiret(örgüt) finansmanlığı bile günümüzde olduğu gibi meyvelerini verecek, devalüasyon yapmadan para değerini düşürecek, ihracatı arttıracak sebepler arasında yer alabilir. Bu kalemler ışığında yerel otoritesi zayıf bölgelere yatırım, inşaat, enerji, sağlık, hizmet faaliyetleri sunulabilir. Sonucunda GSMH artışına, işsizliğin önlenmesine, mülteci akımının durmasına ve yeni cazibe merkezlerinin oluşmasına olanak sağlanabilir. Bunlar ütopya değil, Orta Doğu'nun son 20 yıllık özetidir. ABD ve AB ülkelerinden farklı olarak Türkiye bölgede; Savaş Ekonomisi projesini uygularken etnik kökeni ve tarihi geçmişiyle bölge halkı tarafından da sevilecek, istihdamı sağlayacak popülist projeleriyle düşman değil kurtarıcı kimliği ile benimsenecek, desteklenecek bir ülke olacağı da şüphesizdir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder