Orta Avrupa, Orta Doğu ve Asya'da olmayacağı şüphesiz. Peki Neden? Bilim ve Teknoloji dendiğinde insanların aklına neden bir zamanların bilim-ilim yuvası Orta Doğu gelmiyor da, neden dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındıran Asya gelmiyor da Anglo-Sakson yerleşkeler geliyor?
Bu sorunun cevabını araştıracağımız bu yazımızda siz okurların da tarih sahnesinde ufak bir geziye çıkmak için kahvenizi yapıp yerlerinizi almanızı öneririm.
Teknoloji: elbette tekerleğin icadından hatta savunma silahlarının(ok, mızrak, kılıç, yay) icadından itibaren teknolojiden, bilimden, Ar-Ge'den söz etmemiz mümkündür. Fakat biz miladını 1763 James Watt'a ve buharla çalışan makinesine yani 1. Sanayi devriminin fiilen başlangıcı olarak alacağız.
![]() |
| Kraliçe I. Elizabeth |
Şimdi Miladımız olarak kabul ettiğimiz 1763'ü aklımızda tutalım ve toplumu sanayi devrimine hazırlayan faktörlere bakmak için tarih sahnesinde biraz daha gerilere gidelim. Sonuçta teknoloji bir ar-ge ürünü, ar-ge ise patent talebidir, bu talep ise tamamıyla geçmiş dönemde insan hak ve özgürlükleri ile doğru orantıda, korelasyonel ilerlemiştir. (Tarih arenasında geriye doğru gidildikçe haklar taleplere, talepler ise sonucu idam ile tamamlanan ütopik fikirlere dayandığını yazımızda göreceğiz). 1215 Yılında Dünya Hukuk Tarihi ve Anglo-Sakson'un ekonomik, toplumsal ve hukuk bütünlüğü adına büyük bir adım atılmıştır. İngiliz belgesi olarak karşımıza bu tarihte ''Magna Carta'' olarak bildiğimiz kralın yetkilerinin azalması, kanunlara uyması, ve topluma da tanınan bir dizi hakla tarih arenasında büyük bir kırılma noktası oluşturduğu yadsınamaz. Süreç devam ederken kurulan İngiliz Parlamentosu, devam eden feodal sistem ve bunu sonlandıran (ateşli silahlar, kara veba, coğrafi keşifler, toplum sınıfları arasındaki aşınma) süreç ile birlikte İngiltere bir ikinci kırılma noktası daha yaşayacaktır.İsmi ise 1688(Glorious Revolution) Görkemli Devrim'dir. Kralın tekrar yasalara uymaması, halk temsilcilerini(parlamentoyu) dağıtması ve vergileri istediği şekilde belirlemesi, parlamentoyu ve dönem kapitalini harekete geçirir. Bu sefer Parlamento, krallıkta hakkı olan, Hollanda valisi William of Orange ile birleşip, İngiltere Kral'ı 2. James'in kellesini alarak bu olayı da bir sonuca bağlamışlardır. Tarihi süreçte bu olayların, toplumsal çatışmaların yaşandığı bu coğrafyada kraliyet işlerinin nasıl yürüdüğüne dair kısa bir örnek vermek gerekirse: Kraliçe I. Elizabeth (1604) döneminde, halk arasından bir mucidin kendi icadını geliştirip tekstil alanında bir devrime konu olacak dokuma makinesi ile kraliçenin önüne geldiğinde ve bunun patentini talep ettiğinde, 200bin el ile ipek,pamuk,yün dokuyan insanın istihdamının ortadan kalkacağı düşüncesiyle, bu patent isteyen bilim insanının kafasını kestirerek patent talebine böyle ironik bir eylem ile karşılık vermiştir, ve devrim 100 yıl kendini ertelemiştir.
Yavaşça miladımıza yani 1763 yılına yaklaşırken İngiltere'nin toplumsal sınıflarının arasındaki uçurumu, Feodal sistem, Kilise ve Kral etkisinin ne kadar uç noktalarda olduğundan bahsettik. Fakat tarihsel süreçte bu baskılar zaman içerisinde teknoloji, sermaye birikimi ve doğal yollarla çözülmeye başlamıştır. Geçen yıllar içerisinde parlamentonun güçlenmesini sağlayan bir diğer unsur da Amerika ve Afrika'nın sömürgeleştirilmesi ve Avustralya kolonileşmesi de güçlü etkilerinden biridir. Tüm bu değişkenlerin bahsini ettikten sonra toplumsal sınıf ayrımının sona ermesindeki en önemli olay vuku bulmuştur. 1789 Fransız İhtilali'' Teknolojinin gelişmesi patent haklarına, patent haklarının gelişmesinin ise insan haklarına bağlı olduğunu belirtmemiz gerekirse, toplumsal sınıfın, burjuvalar önderliğinde gerçekleştirdikleri devrim artık tüm dünyaya kralların değil, mal ve sermaye sahibi parlamentoların hükmedeceğini ilan ediyordu. Amerika'da insan hakları ve özgürlükleri, patent hakları, Ar-Ge'nin öneminin bu denli yüksek olmasının başlıca nedeni, bedeli Avrupa (İngiltere, İskoçya, Fransa) tarafından 1215 yılından itibaren ödenmiş olmasında yatmaktadır.
Tarih sahnesinde yavaşça günümüze doğru gelecek olursak Çin: üretimin asıl itici gücü Ar-Ge ve Patent hakkı olduğunu Afyon Savaşlarından sonra anlamıştır, Japonya: yedikleri atom bombalarından sonra üretimin bilim ve bilime dayalı emek gücü olabileceğini idrak edebilmiştir. Almanya: geçirdikleri dünya savaşları sırasında diktatörlerinin savaş öncesinde ve sonrasında teknolojiyi aktif kullanımı sayesinde üretimin sermaye-iş gücü odaklı olmaktan çok Ar-Ge ve bilim odaklı olduğunu kavramıştır, Anglo-Sakson devletler teknoloji ve toplumsal yaşamın tabanını oluşturmuşlar ve bu geleneklerini Amerika'ya armağan etmişlerdir. Şimdi Sanayi 4.0 ya da 4. Sanayi devrimi, bu kırılma noktalarını yaşayan devletlerde gelmeyecek de Hırvatistan'da, Iran'da, Hindistan'da mı gelecek?
Tabi ki bu dünya büyükleri kırılma noktalarını yaşarken, Türkiye neredeydi? Örneğin Almanya'nın Sanayi 4.0 projesine en yakın özel şirketi ''Bosch Türkiye'ye ya da o zamanlar adı Osmanlı İmparatorluğu olan devletimize ilk bayiini 1912 yılında açmıştır. Devlet o zaman Trablusgarp savaşında, sonrasında da Kurtuluş Savaşı yıllarını geçirdiği için teknolojiye ayırdığı bütçe sınırlı olduğu gözlemlenmiştir. Sonrasında ise kapsayıcı kurumların inşası ve kapsamlı meclislerin oluşması, toplumun sosyokültürel makasta Orta Doğu perspektifinde olması sebebiyle, ayrı olanı(toplumdan farklı olanı, yeni olanı) dışlama ya da diğer adıyla aşağıya çekme sapıklığı görüşünde birleşmesi sebebiyle fikirler, tercihler, farklılıklar gün yüzüne çıkamamış ve toplumsal, toplumun belirlediği yönetimsel alanda kararlar tutarlı olmayıp mesafe kat edilememiştir.
Günümüz gelişmiş devletlerinin Sanayi 4.0 devrimine hazırlanışı, gelişmekte olan ekonomilerin ise treni kaçırmamak adına gösterdiği çabayı önümüzdeki 50 yıl içerisindeki teknolojik, ar-ge ve bireysel hak ve özgürlüklerin olduğu kapsayıcı kurumların inşasını izleyen süreçte gözlemlememiz mümkün. Yazımızda trene yetişmekten çok trenin nerede ve nasıl yapıldığını, raylara nasıl çıkıp ilerlediğini, ilerlerken önüne çıkan engelleri anlatmaya çalıştık. Gelecek zaman içerisinde fırsatımız olursa trene nasıl binebiliriz, bileti nereden alır ve garımızın inşasını nasıl tamamlarız bu konulardan bahsetme dileğim ile...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder