İlk önce konuya bir ulus zenginken diğeri neden fakir? sorusuyla yaklaşılmış, üretim yöntemleri, iş bölümü ve uzmanlaşma, ve piyasaların tek bir kişi,kurum(devlet) tarafından kontrol altında tutulamayacağı anlatılmaya çalışılmıştır. Tarih sahnesinde geçmişe adım attığımızda Kralların, kilisenin, feodal yapının ekonomi üzerinde, fiyatlar üzerinde ve vergiler üzerindeki etkileri fazla olduğu için yorumlar ve beklentiler, piyasalarda hakimiyet Invisible Hand(Görünmez El) tarafından sağlandığı ve arz-talep eğilimlerinin müdahale olmadan dengeye geleceği görüşü ya da hayali, Adam Smith(1776) ''Ulusların Zenginliği'' adlı kitabıyla Klasik İktisat teorisinin temellerini atmıştır. Yukarıda bahsettiklerimizin yanı sıra görüşlerinde; bireyler kendi faydalarını maksimize etmesi sonucunda toplumsal fayda maksimize olacak ve refaha kavuşacaktır. ''(Her birey) kendi çıkarı peşinde koşarken, sıklıkla, katkıda bulunmaya niyetleneceğinden çok daha etkin olarak topluma katkıda bulunur.'' sözü ile anlatmak istediğimizi açıklar. Adam Smith'in bu kitabı var olan piyasadan çok var olmasını istediği piyasaya örnektir ve piyasanın adı ''Tam Rekabet Piyasası'' olarak literatüre geçecektir.
Klasik Ekolün doğuşu bir önceki sanayi devrimi yazımızda miladını aldığımız (https://gokhansulku.blogspot.com.tr/2017/04/sanayi-devrimi-ar-ge-patent-haklar.html)
1763 yılından 13 yıl sonrasına denk gelip, Amerika-İngiltere'de hakim olan merkantilist düşünceye karşı klasik bir bildirge haline gelir. Aynı zamanda bu iki ülkedeki serbest ticaret anlayışını geliştirip, bağımsızlık savaşı sonrası Amerika'nın ekonomi politikalarında da önemli rol oynadı. ''Fikirler insan ve toplum yaşamına ne kadar uyuyorsa teorilere dönüşür, teoriler de istismar edildiğince krizlere''
![]() |
| Aristoteles MÖ 384 – 7 Mart MÖ 322 |
Klasik teorinin ve iktisat teorilerinin başlangıcı olan 1776 tarihinden önce, piyasayı analiz eden, yorumlayan ya da hakkında yaptırımda bulunan düşünürler yok muydu peki? Tabi ki vardı. Hatta antik yunana dayanan bir tarihi olup, Platon'un Aristo'nun üzerinde çalışmalar yaparak ''fiyatlama'' ve ''piyasa dengesi'' üzerine yorumlarda bulunmuşlardır. Bu dönemde tüccarlar ve ticaret yapmak isteyenler 2. hatta 3. sınıf kişiler olduğu için kilise, kral, parlamentolar tarafından fiyatların sık sık manipüle edilerek
![]() |
| 18.yy Ticaretin ve Liberalleşen Politikaların İngiltere'si |
halka fiyatların salt hali değil de üzerinde oynanmış versiyonları sunulur.Bu sistemler bir sonraki savaş veya devrime kadar sürdürülebilirliğini korumuş, sonrasında halkı kontrol altında tutacak sistem bakış açısı değişmeden, revize edilerek hayata geçirilmiştir.Örneğin; Mutlak monarşi düzeni ve kralların fiyatları belirlediği sistemin(teorinin) kriz odaklı çöküşü ile Feodal sistemin doğuşu ve toprak sahiplerinin fiyat enjeksyonu. Ardından feodal sistemin Rönesans ve Reform devrimleri sonrası çöküşü ile yeni krizlere, Amerika'nın keşfi ve Merkantilist düşüncenin 16 ve 18.yüzyıl arasında hakim olduğunu gözlemleyebiliriz. Merkantilist düşüncenin en önemli savunucuları arasında The East India Company(Doğu Hindistan Şirketi/gelecekteki yazılarımın konuları arasındadır.) şirketi yöneticilerinden Thomas Mon'da yer almaktadır. Merkantilist sistemin son bulması da İngiltere'de artan tüccar sınıfı ve gelirleri, Napolyon Fransa'sının yenilgisinden sonra Liberal görüşün artması bizi literatürdeki Laissez faire, laissez-passer ''bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler'' sloganına yani şüphesiz Fizyokratlar penceresinden açılan dünya ile tanıştıracak. İşte tam da fizyokratlar öncesi geleneğe karşı olarak Adam Smith Ulusların Zenginliğini yazıp, olması gereken piyasayı, hayalindeki piyasayı kaleme almıştır.
Günümüz Kapitalist sistemi doğuşu da işte bu tarihe dayanır. Sistemde 3. kişilerin müdahalesi olmadan piyasanın işleyeceği ve maruz kalacağı şokları uzun dönemde atlatıp tekrar eski dengesine döneceği görüşü saptanmıştır. Kendini ispatlayan Klasik Teori, güncel işleyişini bu sefer 1929 Büyük Buhran'a kadar koruyabilecekti. Bu yıldan sonra ''Görünmez El'' tarihin tozlu raflarına gömülecek(En azından 2008 krizine kadar) ve yerini Keynes alacaktı. Şüphesiz 1929 Krizinde patlak veren borsaların çöküşü ve efektif talep yetersizliği, tüketimin azalması, bu dalgalanmalardan etkilenip batan binlerce şirket ve denetimsiz bankalar ortaya Klasik Okulun dünyaya armağan ettiği; Kapitalist Sistemin de kuralları olduğunu, ve bu kuralların devlet tarafından yönetilmesi gerektiğini açıkça gösterdi(Keynes Genel Teori). (Sosyalist sistemlerdeki gibi şirketlere el koyarak değil, maliye ve para politikasıyla)
Keynesyen Ekonomi güçlenerek kendini Klasik ile sentezleyip zaman içerisinde Neo-keynesyen olarak tekrarladı ve günümüzde tartışılsa da (2008 Krizi ile) teorileri geçerliliğini korumaktadır.
![]() |
| 1929 Krizinde Amerika'da 4000 Banka Batmıştır |
Gelelim 2008 krizine. 1929 krizi bize gösterdi ki piyasa kendi kendine dengeye gelemiyor, denetim ve devlet mekanizmasının sistemin güvenliği için var olması gerekiyor, bu sağlanırken kullanılan enstrümanlar para ve maliye politikaları olmakla birlikte öncelikli hedef fiyat istikrarı olarak piyasaya yansımıştır. Fakat 2008 yılı sisteme yeniden gösterdi ki fiyat istikrarını sağlarken, finansal istikrarın da korunma güdüsü içinde olunması gerektiğidir. Nedeni çok basit; Örneğin fiyat istikrarı sağlamak için reel sektörü, üretimi sabit bir düzeyde tutup oynaklığını önlemelisiniz ki fiyat istikrarını sağlayabilesiniz. Peki reel sektörün finansa ulaşamadığı bir piyasada yatırım yapıp üretmesini bekleyebilir misiniz? İşte bu sebepten dolayı fiyat istikrarı için reel piyasayı, reel piyasayı konjonktür dalgalanmalarından korumak için finansal piyasaların önemini 2008 krizinden sonra anlayan dünya ekonomileri, Genel teorinin ömrünün yitirmesi değil, revize edilerek Fiyat istikrarının yanında Finansal istikrarın da korunmasını amaçlamıştır.
![]() |
Yazımızda Teorileri, Teorilerin tarihsel süreçte gelişimi ve modernleşen global sistem ile birlikte sistemi oluşturmaktansa sisteme ayak uydurduğu süreci kaleme aldık. (Kapitalist Sistem: Kapitalistin Sisteme entegre olduğu süreçtir.Adam Smith'in olması gereken dünya ve gördüğü piyasayı sadece yorumlaması, kaleme alması gibi. Özünde her insan kendi faydasını, her şirket kendi karını maksimize etmeye çalışır. Birey özünde rasyonel ise sistemin yorumu kapitalist olacaktır.)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder